Mutsuzluktan kaçınmak bizi gerçekten mutlu eder mi?
Psikologlara göre acı veren duygulardan ve risklerden sürekli kaçınmak kısa vadede rahatlatsa da uzun vadede yaşamı daha donuk ve mutsuz hale getiriyor.

Mutsuzluktan kaçınmak, insanın kendini koruma içgüdüsü gibi görünse de araştırmalar bunun beklenenin tam tersi sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor. Psikologlar, sürekli olarak olumsuz duygulardan ve risklerden kaçınmanın, kişiyi uzun vadede daha mutlu değil, daha donuk ve daha mutsuz yapabileceğini belirtiyor.
Dr. Seuss'un "Green Eggs and Ham" (Yeşil Yumurta ve Jambon) kitabında, neşeli karakter Sam-I-Am, isteksiz anlatıcıyı yemeği tatmaya ikna etmek için elinden geleni yapar. Anlatıcı, sırf huzur bulmak için yemeği tattığında ise ona bayıldığını keşfeder. Bu hikaye, aslında deneyimlemeden sevmeyeceğimizi varsaydığımız şeylerden kaçınma eğilimimize dair basit ama güçlü bir benzetme.
Mutsuzluk, insan olmanın kaçınılmaz bir parçası. Kimse acıdan tamamen kaçamaz; ancak insanlar yine de bunu yapmak için büyük çaba harcar. Umutsuz bir durumda bile umuda tutunur, acı veren düşünceleri bastırır, değiştirilemeyecek şeyleri kontrol etmeye çalışır ve gururumuzu korumak için bazen kendimize zarar veren yollara saparız. Bu stratejiler anlık olarak bizi rahatlatabilir, hatta mutluluğumuzu koruduğumuzu düşündürebilir; ancak uzun vadede bizi çok daha mutsuz eder.
İlişkilerde kaçınmanın bedeli
Bir uçak yolculuğunda yanınızdaki konuşkan kişiyle sohbet etmemek, sizi sıkıcı ve çıkmakta zorlanacağınız bir sohbetten korur. Ancak psikolog Nicholas Epley'in kapsamlı araştırmaları, bunu tekrar tekrar yapmanın bizi aslında değerli bulabileceğimiz etkileşimlerden sessizce mahrum bıraktığını gösteriyor. Neyi kaçırdığımızı hiçbir zaman bilemeyiz.
Yakın ilişkilerde ise kendini koruma içgüdüsü daha yıkıcı olabilir. "Reddedilme hassasiyeti" yüksek kişiler, belirsiz davranışlarda bile felaket sinyalleri görme eğilimindedir; cevapsız kalan bir mesaj bile olumsuz yorumlanabilir. Reddedilmeyi öngördüklerinde, önce reddederek kendilerini korumaya çalışır, düşmanca davranır ya da partnerlerinden uzaklaşırlar. Böylece reddedilmeyi önlemeye yönelik davranışlar, sonunda reddedilmeyi tetikler.
Yazarın kendi araştırması, geniş bir yetişkin grubuna iş, sağlık ve ilişkiler gibi alanlarda çok mu az mı yoksa doğru miktarda mı risk aldıklarını sordu. Sonuçlar çarpıcıydı: Katılımcıların yaklaşık yarısı doğru düzeyde risk aldığını düşünürken, geri kalanların büyük çoğunluğu çok az risk aldığını belirtti. Bunun nedeni olarak da defalarca korku ve pişmanlık gibi mutsuz edici duygulardan kaçınma isteğini gösterdiler.
Zihinsel kaçınma ve duygusal donukluk
Mutsuzluğun en büyük motorlarından biri "karşı-olgusal düşünme"dir: olayların farklı nasıl sonuçlanabileceğini hayal etme alışkanlığımız. Araştırmalar, daha kötü sonuçları hayal edebilsek de işlerin nasıl daha iyi olabileceğine daha çok odaklandığımızı gösteriyor. Alınmayan iş teklifi, peşinden gidilmeyen ilişki gibi "yukarı yönlü karşı-olgular", bizi pişman ve mevcut gerçekliğimizden memnuniyetsiz bırakır. Psikologlar, yapılan hatalardan duyulan pişmanlık ile yapılmayanlardan duyulan pişmanlığı ayırır; bizi en uzun süre rahatsız eden, ikincisidir.
Kaçınma yalnızca riskli davranışlardan uzak durmakla olmaz; zihinde de gerçekleşir. Dikkat dağıtma, duygusal uyuşma ve sürekli meşguliyet, acı veren şeyleri düşünmemek için kullanılır. Ancak üzüntüyü uyuşturmak, çevresindeki her şeyi de uyuşturur. Duygusal sistemlerde kederi azaltıp neşeyi olduğu gibi bırakan bir düğme yoktur; birini bastırırsanız tüm duygu yelpazesi düzleşir.
Alışkanlık haline gelmiş kaçınma, kişiyi tam anlamıyla mutlu değil, "düz" yapar: yoğun acıdan uzak ama hayatın güzel yanlarını güzel yapan yoğunluk, merak ve canlılıktan da yoksun. Bu düzlük, acı olarak kendini göstermediği için kolayca dinginlik sanılabilir. Stefan Zweig'in "Fantastic Night" öyküsündeki karakter, yıllarca bu uyuşukluğu yaşar; ta ki pervasız bir eylem bu duvarı kırana kadar. Geri dönen şey rahatlama değil, duygu selidir.
Fiziksel acı üzerine araştırmalar, ilginç biçimde acıya odaklanmanın onu dikkat dağıtmaktan daha etkili biçimde azaltabildiğini gösteriyor. Benzer bulgular olumsuz duygular için de geçerli. "Duygu etiketleme" yani hisleri sözcüklere dökmek, sıkıntıya verilen sinirsel tepkileri azaltıyor. Olumsuz bir duyguyu bastırmak yerine kabul etmesi söylenen kişiler hem duygusal hem fizyolojik olarak daha hızlı toparlanıyor.
Elbette bu, kasıtlı olarak mutsuzluğu aramak ya da acıyı iyi bir şey saymak anlamına gelmiyor. Ancak mutsuzluktan kaçınmayı hayatın düzenleyici ilkesi haline getirmek kendi kendini baltalar. Bu tutum, deneyim yelpazemizi daraltır ve tıpkı "Yeşil Yumurta ve Jambon"daki gibi aslında çok anlamlı olabilecek deneyimlerden bizi mahrum bırakır.
Yazarın babası, Almanya doğumlu bir Yahudi olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bir bölümünü Fransız savaş esiri kampında geçirmiş. Orada edindiği dostluklar ve yaşadığı zorluklar sayesinde, bu deneyimin hayatının zirvesi olduğunu söylemiş. Kaçınma stratejisi, mutluluğun nasıl işlediğine dair yanlış bir varsayıma dayanıyor. Hayatını mutsuzluktan kaçarak geçiren kişi, sonunda mutsuzluktan arınmış bir hayata ulaşmaz. Kaçınılan mutsuzluk, kazanılmış mutluluk değil, çoğu zaman kılık değiştirmiş mutsuzluktur.
Bu haber The Guardian UK kaynağındaki bilgiler derlenerek İngiltere Haber tarafından Türkçe hazırlanmıştır.
İlgili Haberler

Sycamore Gap kütüğünde yeni sürgünler umut verdi
İngiltere'nin kuzeyindeki Hadrian Duvarı'nda 2023'te yasa dışı kesilen ikonik Sycamore Gap ağacının kütüğü çevresinde yoğun yeni sürgünler çıktı.

Hertfordshire'da bir bahçe projesi iklim dirençli bitkileri araştırıyor
Bedmond, Hertfordshire'da kurulan Serge Hill projesi, kuraklığa dayanıklı bitkiler ve 350'den fazla omurgasız canlıyla hem insanlara hem de yaban hayatına ev sahipliği yapıyor.

Portadown'da Orange Order yürüyüşüne protesto engeli
Kuzey İrlanda'nın Portadown kentinde yüzlerce kişi, yaklaşık 30 yıl sonra ilk kez Garvaghy Road'da yapılmasına izin verilen Orange Order yürüyüşünü protesto ederek yolu kapattı.

Ölen yakınların eşyalarını elden çıkarmak zor
Guardian okurları, ölen annelerinin evini boşaltırken yaşadıklarını anlattı; uzmanlar eşyaları elden çıkarmada acele etmemeyi öneriyor.